Anladık üç beş tane çevreciyiz (!)

İstedik ki bu yıl ÇAM AGACI kesilmesin ve mümkünse dikilsin.

Hiç üşenmedik, 40 bin çam fidesini süslettik ve yeni yıl tebriki yerine bunları dağıttık, yeni yıl kutlu olsun dedik.

Vay demez olsaydık.

Yahu be bilâder, küfredilmeyen bir yerimiz kalmadı. Bu nasıl bir iş?

Ne mailler aldım, ne üç beş çevreci geçinenimiz kaldı, ne başka bir şeyimiz..

Meğer biz neymişiz de haberimiz yokmuş, iyi mi?

Boşuna dememişler, el elin aynasıdır diye…

Bak aynalar ne yapıyor Mustafa efendi!...

Önemli değil.

Şükür Allah’a ki, azda olsa başardık. Dağıttığımız fidelerin yarısı toprakla buluşsa bu bile bizim için başarıdır.

Değerli insanlar,

Bir bilge der ki;

"Ormanda bir ağaç kesilirse, Elinizde üç hikâye var demektir...

Ormanın ki, ağacın ki ve kesenin ki"

"Yapıcı olmak eğitim gerektirir…"

Değerli insanlar,

Yılbaşı gecesi ben hiç üşenmedim, hazırlattığım çam fidelerini, aracımın içine yerleştirip, kapı kapı çalıp, tanıdık bildik ve tanımadık kim varsa dağıtım yaptım.

Gece saat 24.oo dediğinde yorgunluktan canım çıkmıştı.

Eve geldim ve yattım.

Bugün o yorgunlukla ancak sabah 10.oo da kalkabildim.

Hiç âdetim değildir sabah saat 06.30 da ayağa kalkarım.

Ama bugün öyle olmadı.

Helal-i hoş olsun.

Devletime, vatanıma, insanlarımıza ve doğaya…

Tabiat ana var olsun.

Var olsun ki, üzerinde mutluluk, huzur, sağlık, afiyet yeşersin…

Değerli insanlar,

Bir şeyler yapmak, üretmek, vermek kolay değildir.

Topluma hizmet etmek çok zor bir iştir. Bilen bilir.

Bilmeyene ise, laf anlatmak da zordur.

Bizim misyonumuz ise, biliyorsan paylaş, bilmiyorsan sor’dur…

Ayıp değil, varını veren utanmaz arkadaşlar.

Bizim gücümüz buna yetti.

Gönül ister di ki, yılbaşı gecesi 10 milyon ağacı toprakla buluşturalım.

Ağaç demek yaşam demek…

Ama bu bir güç meselesi…

Bizim AB ve başka fonlardan aldığımız bir yardım yok. Biz kendini zengin kabul eden kesimden de bir şey görmüyoruz ve görmedik de. Kimsenin kapısını da çalmadık. Kendi imkânlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Varsınlar ne konuşurlarsa konuşsunlar.

Herkesin arkasından konuşmayı adet haline getirmişler zati.

Allah’a havale ederiz.

Değerli insanlar,

Yılbaşı gecesi bir okurum şu postayı bana atmış.

Çok hoşuma gitti, sizle paylaşmak istedim.

Bakın ne diyor?

“Hayatınız seçtiğiniz kadındır...”

.. Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, artar. Hayat kat kattır. Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür. Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır... Hayatınız seçtiğiniz kadındır...”

 *  *  *  *

Kadın hakları, kadın kotası gibi laflar edenler bu satırları lütfen okusunlar.

 

İkinci bir posta ise şöyle;

Söylediklerinize dikkat edin; Düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...
(Mahatma Ghandi)

 

Ellerinize kaleminize sağlık Ayşegül Hanım.

*  *  *

Bu günün bana göre en anlamlı hediyesi ise yine değerli bir hanımefendi annemizden geldi. Bakın ne göndermiş?

“Bir annenin annece terbiyesi”

Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu.

Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.

Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: ‘Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var’ dedi.

Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi:  "Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak. ‘Seni diğerlerinden farksız yapmaya' bütün gücüyle çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez"

*  *  *

İşte bu kadar…

Benim Doğusu, Batısı, Güneyi, Kuzeyi ile bir bütün olan ve adına ANADOLU dediğimiz canım ülkemde yaşayan tüm analar, sizleri çok seviyorum.

Renginiz, diliniz, dininiz, ırkınız ne olursa olsun.

Hepinizin elini öptüm başıma koydum.

Kalın sağlıcakla.

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

GAZETECİ YAZAR VE İKTİSATÇI

ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)

GENEL BAŞKANI

mustafagoktas006@gmail.com

http://groups.google.com.tr/group/mustafa-gokta

| Etiketler : ÇEVRE,DOĞA,YAŞAM

HAZIR YEMEKÇİLER ÇOK SIKI DENETLENMELİ...

Değerli insanlarımız,

Defalarca söyledim ve yazdım. Aynı zamanda basın açıklamaları yaptım. Bakın benim söylediklerim gün gün ortaya çıkıyor. Çünkü bu hususları bilmek için MÜNECCİM olmaya gerek yok. Aklı çalışan herkes bu işin farkına varır ve olayı ortaya çıkartır. Yeter ki istensin. Yeter ki vicdan ile cüzdanı karıştırmasınlar… Bakın bu husus da yaklaşık 10 yıldır sesleniyorum

Devletin ilgili ve yetkili kurulları ile idarecilerine, gelin bu yemek içmek başta olmak üzere birçok hizmeti özelleştirmeyin. Geri alın. Çok büyük zarardasınız. Sadece maddi kayıplar değil. Milletin sağılığı ile oynanıyor. Yaşam hakkı elinden alınıyor diyorum.  Hastanede, Yurtlarda, THY de, Demiryollarında, Ulaştırmada, Askeri alanlarda, Okullarda bu yemek işi mutlaka çok çok sıkı denetlenmeli. Sadece yemek değil. Güvenlik, Temizlik, Bilgi işlem ve faturalandırma, Tomografi ve MR (emar) çekimleri gibi çok sayıda iş özelleştirilip hizmet alımı ihalesi ile yapılıyor. Şimdi AT ve EŞEK eti çıktı deniyor. İşte Haberler ve basına yansıyanlar.

Bakın ben söylüyorum. Bu dağın arkasına bakın. Detaylı inceleyin, araştırın, soruşturun, bakın daha neler çıkacak. Sadece AT ve EŞEK eti şimdi yakalanan yerde değil, çok kurumda KEDİ, KÖPEK eti de çıkacak. Söylüyorum size. 3 Kap yemek 2 – 3 – 4 – liraya çıkmaz ve verilmez. Veriyorsa bu işte iş var? O işi çözecek olanda DEVLET… Devletin ilgili birimleri… Çözmüyorsa niye çözmüyor onu düşünün? Babasının hayrına mı çözmüyor?

Değerli insanlarımız,

Son zamanlarda okullarda, değişik iş yerlerinde, hastanelerde,  toplu düğün yemeklerinde meydana gelen zehirlenmelerden dolayı sık sık seslenip hazır yemek sektörünün iyi denetlenmesini, Tarım – Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile Belediye ekipleri ve adli kolluk kuvvetlerinin de takip etmesi gerektiğini defalarca dile getirdim. Ama bizi dinleyen olmadı. Kim size 2 lira ile 4 lira arsında üç kap yemeği veriyorsa onu iyi araştırın dedim.

Efendim herkes hırsız mı? Değil… Ama malzemeden çalmıyorsa, işçilikten çalmıyorsa, içeride diyetçisi, gıda mühendisi, kontrol memuru ve müdürü amiri firmayı kollamıyorsa o fiyat ile nasıl işi kotaracak? Şartname ortada. İdari ve teknik şartnameler belli. Alın elinize didik didik edin. İşi anlayan bilirkişiyi bulun incelesin. Bir uzman diyetçi ile gıda mühendisi de bulun şartnamelere baksın. Sonra gelip yemek verilen yerde denetim yapsın. Ya o yazılanlara uyulmuyor, yâda uyuluyor içine at eşek kedi köpek eti konuyor. Bunun başka izahı yok. Etin, Kıymanın rostonun fiyatı belli... Balığın belli. Millet ardı ardına gümlerken bunlar bu fiyatla nasıl ayakta kalıyor? Tek kelime ile içerde adamları var idare ediliyorlar ve şartnamelere uyulmuyor. Tabiî ki bu işe göz yumanlarında ya kredi kartları borcu, ya başka borçları ya da başkaca ihtiyaçları o firmalar tarafından karşılanıyordur. Kimse babasının hayrına yapmıyor. Bizi ise,  o, şu, bu,  ilgilendirmiyor. Yediğimiz içtiğimiz ilgilendiriyor. Resmen sağlığımızla oynuyorlar. Her zaman söylüyoruz. Etkili ve yetkili denetim yapın.

Özellikle Hastane, Yurt, Askeri alan, Ulaştırma ve devletin diğer birimlerinde hazır yemek verenlerin mutfakları çok sıkı denetlenmeli. Ayrıca tüketiciye servis yapılırken de denetlenmeli. Bakın neler ortaya çıkacak?

Değerli insanlar,

Pirinç başta olmak üzere kuru gıdadaki zamların hazır yemekçileri perişan ettiği çok iyi biliyorsunuz. Bunların çoğu, bulundukları yani hizmet verdikleri yerde işi ihale ile almış. O yüzden piyasadaki fiyat artışları da çoğunda faturaya yansıtılmıyor. Ve eski fiyat. Yani şu. Adam 2- 3 yıllığına işi almış. 2- 3 yıl önceki fiyat şimdi aynı mı? Nasıl olur bu iş diyen yok mu? Var da duyan yok. Tınlayan yok. İşte böyle suçüstü yakalanacak da bir iki gün yazılıp çizilecek sonra yine aynı tas aynı hamam soymaya devam edecekler.

Sadece ette değil. Süt ve süt ürünlerinde de büyük hileler var. Bu hazır yemek verilen yerlerde bu işleri çok iyi denetlesinler bu işi yapanların çoğu bırakır kaçar.

Tekrar ediyorum, Resmi kurumlarda hizmet alımı ile yapılan başta yemek sektörü olmak üzere, bilgi işlem faturalandırma, güvenlik, temizlik ihaleleri, alanları, ihalelere girenleri didik didik incelesinler ve kontrol etsinler bakın neler çıkacak.

Değerli insanlar,

Esasında ihalelerde en fazla kırım yapana işi vermek yanlış. Mutlaka bu işe bir çözüm gelmeli. Ve yemek verdiğiniz kurumun dışından uzman tarafsız kişilerin oluşturacağı kurullar bu denetimi yapmalılar. Et, süt, yoğurt, ekmek nasıl verilecek, gramajı, sıhhi oluşu, teknik ve idari şartnamelerin o kurumların kendi elemanlarının dışında o yerin mülki amirinin belirleyeceği Ticaret ve sanayi odası, Esnaf odası, Yemekçiler odası, Tarım, müdürlüğü, Sağlık müdürlüğü, sanayi ticaret il müdürlüğünden birer yetkili uzman kişi nezaretinde kontrolünde fayda var. Hem torpil kurumu işlemez hem sağlık ve nefaset yönünden çok daha iyi olacaktır.

Ama bana kalsa bu özelleştirmeyi ortadan kaldırırım. Nasıl kaldıracağız, ihale ile verilmiş diyorsan, o zaman denetimi çok yönlü yap. Bu denetimi kurum içinde yapanları sık sık değiştir. Aynı denetim 2 – 3 – 5 – 10 senedir aynı kişiler yaparsa firmalar ile ahbap çavuş olurlar, oluyorlar da… Ondan sonra şartnamelere uyulmuyor. Bugün et çıkacaksa bulgur pilavı mantar çıkıyor, et parası alıyor.

Üstelik birde eğer kurumda yemek yiyen sayısı 2 bin ise bunun 1480’i yemek yedi diyelim. Kimseye çaktırmadan o sayı 2 bine tamamlanıyor. Kaç kap çalındı? Günlük hesap yapın, aylık yapın, yıllık yapın ve o firmayı idare edenleri inceleyin. Yaşam şartlarına bakın. Nasıl oluyor bu işler. Bunu ortaya çıkarmak zor mu? Malzemeden çalacaksın, işçilikten çalacaksın, Et yerine mantar yada eşek, kedi, köpek, at eti koyacaksın. 50 işçi çalıştıracaksan 30 çalıştırıp, elli kişi gibi gösterip oradan da tokatlayacaksın. Peki, onu idarede kollayan olmasa o nasıl bu işleri yapacak? Kollanıp kollanmadığını idari ve teknik şartnameleri alıp inceler takip edersiniz. Bunu da devletin ilgili birimleri yapacak. Yani orası hastane ise Sağlık müdürlüğü ve valilik nezdinde tarafsız bir kurul yapacak. Yok, yurt ise yine başka bir kurul. Yani hizmeti satın alan kuruma işi bırakırsanız doğru sonuç almanız mümkün olmaz.

Sadece bu işi merdiven altı olarak tabir edilen yerler değil, çok sayıda kendini uyanık zanneden kuruluşlarda yapıyor. Haksız kazanç elde edenlerin artık önünün kesilmesi gerekmektedir.  Özellikle hastaneler, askeri alanlar, Kredi yurtlar, okullarda çok daha sıkı denetim olmalı. Herkes buralara yemek verememeli. Şartlar ağır olmalı. Bu işi gerçekten yapan ve kendini kanıtlamış firmalar bu işleri üstlenmeli. Devlet çok dikkat etmeli.

Bakın size basit bir hesap daha yapayım.

Senede 30 gün RAMAZAN ayı. Çoğu insan orucunu tutar. Ama gidin bakın bu resmi kurumlardaki rasyon sayılarına, düşmemiştir. Yani yemek yiyen azaldığı halde yenmiş gibi tutanaklar tutulmuştur. Sizce kim kazanmıştır? Sadece firma mı? Onu idare eden, olaya göz yumanlar ne yapıyor avucunu mu ovuşturuyor? Hey yavrum hey… Kimse kimseyi koruyup kollamaz. Kolluyorsa sebebi vardır. Araştırın. Soruşturun, inceleyin…

Birde bu Ramazan aylarında o kurumlarda sözde yemekçi firma tarafından kurumun personeline iftar verilir. Envayi çeşit yemek verilir. Mümkün mü? O yemeğin maliyeti ilerleyen zamanlarda rasyonlara kaydırılarak telafi edilir. Çok zor değil.

Buyursunlar, bu tür yerlere yemek veren firmaların sahip ve idarecilerini teknik ve fiziki takibe alsınlar.

Kurumların amirlerini, diyet uzmanlarını, gıda mühendislerini, işe bakan komisyon üyelerini, kontrol memurlarını takibe alsınlar. Bu memur ve görevlilerin banka ve kredi kartı hesaplarını kontrol etsinler. Alış verişlerini incelesinler. Kendileri ve eşlerinin altındaki arabalar, menkul ve gayrimenkulleri incelesinler. Bakın neler çıkacak neler? Kısa zamanda nasıl köşe olmuşlar görsünler…

Değerli insanlar,

Geleyim Zurnanın ZIRT dediği bir başka yere…

Hep söyledim, yıllarca yazdım çizdim. Özellikle Sağlık hizmetlerindeki özelleştirmeler doğru değil. Güvenlik, Temizlik, Yemek, Bilgi işlem ve faturalandırma Sağlıkta özelleşmemeli. Özel sektörden hizmet alınmamalı. Müteahhide verilmemeli. Bunun sadece çalma, çırpma, devleti zarara sokma yanı yok. Birde ırz namus meselesi var. İnsanların şeref ve haysiyetleri var. Özelleşen işte müteahhit adamı çalışıyor. Devlet memuru ve işçisi değil. Hiçbir sorumluluğu yok. Sivil adam. İnternete girin sorgulayın. Bakın Son 20 yılda Hastanelerde ( Devlet ve SSK, Üniversite) kaç temizlik işçisi hasta yâda hasta yakınına tecavüze yeltenmiş yâda tecavüz etmiş? Kaç güvenlik görevlisi hasta yâda hasta yakınını veya doktoru, ebeyi, hemşireyi, sağlık çalışanını dövmüş, darp etmiş, kötü davranmış? Yine bakın bakalım bilgi işlem ve faturalandırmada neler olmuş? Kaç erkeğe hamilelik testi, kaç kadına mutluluk çubuğu takılmış gibi faturada gösterilmiş? Bunlar hikâye değil. Bunlar olmuş olaylar. Özellikle sağlık alanında bu hizmetler özelleşmemeli, derhal kaldırılmalı.

Bilgi işlem ve faturalandırma, Güvenlik, Temizlik, Yemek işlerini bu kurumlar kendi elemanları ve imkânları ile çıkartacak güçtedir ve gerekli fiziki alanları da mevcuttur. Bu yanlıştan dönün. Yanlıştan dönmek de bir fazilettir.

Bugünlük bu kadar, saygı ve sevgilerimle….

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

Gazeteci- Yazar ve iktisatçı

Çevre Ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER)

Genel Başkanı

http://groups.google.com.tr/group/mustafa-gokta

mustafagoktas006@gmail.com

| Etiketler : SAĞLIK,YEMEK,İNSAN

Bize ne oluyor böyle?

Değerli arkadaşlar,

Ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar dinmek bilmiyor. Eğer bizler aklıselim davranmaz isek, eğer bu ülkenin okumuş aydın kesimi, aklı çalışan insan, sağduyusunu harekete geçirmez ise vaziyet giderek kötüye gidiyor.

Evvelki gün bir haber okudum. Aklen malül bir kız çocuğunu babası yıllarca kullanmış. Resmen cinsel ilişkiye girmiş. Baba ölmüş. İki amcası varmış. Bu sefer onlar sırayla bu işi yapmışlar ve kız sonunda hamile kalmış. İş hastanede ortaya çıkmış. Amcalar yakalanmış içeri tıkılmış. İfadeler sırasında şahit köylüler dinlenince Babasının da bu işi yaptığı, küçük kızın bir iki kez doğum yaptığını belirtmişler. Kanım dondu. Tuhaf oldum. Allah’ım yarabbi, bu nasıl bir iştir, nasıl bir olaydır?

Bugün bir başka haber okudum. Ağabey kız kardeşini hamile bırakmış. Benzer anlatım ve çirkinlikler. Küçük kız hastane tuvaletinde doğurmuş. Kuzeni ile yatakta basılmış. Bir başkası kocasının Kuzeni ile kaçmış. Yine spastik engelli kızımıza akrabaları cinsel istismarda bulunmuş. Yarabbi sen büyüksün. Bu nasıl bir iştir? Bize ne oluyor böyle?  Bu mübarek millete ne oluyor Allah aşkına? Çözeniniz var mı? Akademisyen büyüklerimiz ne olur eğilin bu işin üzerine, bu iş iyiye gitmiyor. Eğitim sistemini ele alın. Müfredatı gözden geçirin. Yaşam biçimlerini araştırın, sosyal yaşamı iyileştirmenin yollarına bakın. Ne yapacaksanız yapın. Ama bir an evvel yapın.

Değerli arkadaşlar,

Ben Mersin’de doğdum ve gençliğim orada geçti. Şu Anda İstanbul’dayım. Size bir şey anlatacağım. Belki hoşunuza gitmeyecek ama yine anlatayım. Biz küçük iken ilkokul, orta okul ve lise yıllarımızda bulunduğumuz Mersin Merkez’de çok az sayıda mahalle vardı. Cami şerif, Bahçe, Hamidiye, Çankaya, Mesudiye, Yenimahalle, Mahmudiye gibi.. Şimdi yüz’e yakın mahalle var. İnanın o mahallelerde her dinden, mezhepten, etnik kökenden insanla beraber büyüdük. İnanın buna kardeşçe el ele büyüdük. Sevdik kız aldık verdik. Acımızı tatlımızı paylaştık. Düğünlerde ölümlerde beraber olduk. Vallahide böyle billahide böyle. Benim beraber büyüdüğüm, Hıristiyan Arap, Kürt, Türk, İtalyan vardı. Yine Arap alevi, Kürt alevi… Ermeni kökenli kardeşlerimiz… Fransız kökenli, Alman kökenli, Suriye kökenli kardeşlerimiz vardı ve insanca, uygarca beraber yaşadık. El ele idik. İnanın buna. Yaşım 45. bu yıl geçti oldu 46. Size en kutsal değerler üzerine yemin ederim. Hiç ayrımcılık ve fitne fesat olmadı. Mesela bu gün aşure günü Ben hanefi mezhebindenim, Kirvem Alevi. Küçüğüz kirvemin karısı anam gibi, kendisi babam gibi iç içe büyüdük. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmedi. Öyle güzel aşureleri anacağızlarım ( kendi anam ve kirvem) yaparlardı ve yemeye doyamazdık. O kirvem şimdi çok hasta. Ben kendi hastalığımı hiç dert etmedim. Ama sevdiklerimin hastalıkları, ölümleri beni çok üzmüştür. Tıpkı Michel  (mişel) gibi. Mişel, dünya iyisi bir Hıristiyan ortadokstu. Beraber büyüdük. Beraber aynı kıza platonik olarak aşık olduk. Kızın dünyadan haberi yok biz Mişel ile elli çeşit numaralar çekerdik birbirimize. Çok güzel insandı. Ben motorcuyum. Hasta bir motorcu… Binemediğim gün hastalanırım. Bindiğim zaman rahatlarım. Sakinleştirici gibidir. Mişel’de öyle idi. Bir gün Hafif alkollü iken ve tek başına seyir halinde iken Mersin’in yüz karası üst geçidi Halil paşa köprüsünden uçtu ve yaşamını yitirdi. Öz kardeşim gibiydi, tam 6 ay kendime gelemedim. Ve motoruma da binmedim. (Vazgeçemedim tutkumdur, halen binerim)

Yine, Bir Adranik’imiz vardı. Ermeni kökenli. Babası matbaa ustası idi. Bana matbaacılığı o sevdirdi. Dünyalar iyisi babası (babamız) Adis amca, dünyalar tatlısı eşi Margarit teyze. Beraber büyüdük paylaştık hayatı biz bu insanlarla. Hiçbir kötülüğümüz olmadı ve yemin ederim kız aldık verdik. Bunları niye yazıyorum? Ya bu söylediklerim 30 sene öncesine kadar böyle idi. Son 30 yılda ne odluda biz böyle birbirimizi yiyoruz, paylaşamıyor, bölüşemiyor, sevgi ve hoşgörüden uzak yaşıyoruz?

Arkadaşlar bu ülkede etnik kökeni, dili, dini, Rengi, mezhebi ne olursa olsun biz atalarımızla beraber hep kardeşiz.

Biz neyi paylaşamıyoruz da ülkenin huzurunu kaçırıyor yaşamı alt üst ediyoruz?

Size bir olay anlatayım.

Geçen gün aracım arızalandı. Sabah dolmuşa bindim işe gidiyorum. Dolmuş hınca hınç dolu. Herkesin suratı asık gülmüyor ve birbirine öyle kötü bakıyor ki, kafamı önüme çevirmek zorunda kaldım. Ya millete ne oluyor böyle, sabah sabah sanki işe değil toplama kampına gidiyoruz. Öyle kin ve nefretle bakıyor. Yâda keyifsiz ve umutsuz…

Yine bir gün eşim, çocuğum ve ben kırmızı ışıkta durdum. Gayri ihtiyari kafamı çevirdim yanımdaki arabaya baktım. Adam bana bir bakıyor, Tanımam etmem. Sanki 100 yıllık can düşmanıyım yâda anasının kırığıyım. Öyle nefretle bakıyor.  Hayret ya, nasıl bir toplum olduk böyle? Ne olur buna bir çare..  Tez elden bir çare…

Değerli arkadaşlar,

Bugün Gazeteleri elime aldım Sevgili İlhan Kesici ile ilgili haberleri okudum. Mecliste konuşma yaparken dergideki porno resim onu üzmüş ve terletmiş. Temiz ve dürüst bir adamdır. 1991 de tanıdım. Pırlanta gibi insandır. Gerçekten bilgili, görgülü, edep sahibi, kültürlü, donanımlı bir adamdır. DYP de adama olmadık yakıştırmalar yaptılar. Dino amca ve Teyzeler onu kabullenemediler. O da gitti ANAP’tan vekil oldu. Sonra kader onu buraya kadar getirdi. CHP de şu an. Fırıldak, yavşak, sahtekâr, namussuz, dönek, üçkâğıtçı bir adam değildir. Öyle bilinen siyasi TAZI’lardan da değildir. O olduğu gibi bir adamdır. İyi bir Anadolu çocuğudur. O dergiyi ekonomik açıdan gösterirken o açık resimi söyleyenler olunca utandım demiş. Doğrudur, utanma duygusu olan AR sahibi biridir. Ben 1991 de Onunla yan yana yürüdüm. Ve onun yeri milletvekilliği değil, Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı olacak adamdır. Buna inanın. Bu ülke ve insanı o ve onun gibi insanlardan fayda görür. Ama kime ne anlatacağız şimdi. Gidin şimdi CHP ye orada da onun için ne kumpaslar vardır. Biz diyorum ya, acayip olduk..

Bu günlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

GAZETECİ- YAZAR VE İKTİSATÇI

ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)

GENEL BAŞKANI

http://groups.google.com.tr/group/mustafa-gokta

| Etiketler : YAŞAM,İNSAN,ÇEVRE

Sesimizi duyan var mı?

Uzun süredir yazıyorum, söylüyorum, tv ve radyolarda konuşuyorum. Ama nafile. Sesimizi duyanda yok, işiten de… Üzüntü ve kaygı verici bir durum…

Değerli arkadaşlar,

2. El araç satış işlemlerinin yeniden noterlere bırakılması son derece yanlıştır. Bu uygulama Tüketicinin aleyhine, hem 2.el piyasası sektörüne darbedir. Dün ani bir karar ile meclis Plan bütçe komisyonundan geçirilen 2. el araç satışlarının yeniden noterlere bırakılması yönündeki düzenlemenin yanlış odcuğunu defalarca söylememize ve duyurmamıza rağmen komisyondan çıkardılar.

Tüketicinin aleyhine olduğu kadar, 2. el sektöründen ekmek yiyen esnaf ve ticaret erbabının da aleyhinedir. Piyasada canlanma var derken bu işlem piyasaya darbe vuracaktır. 2. el sektörü yara alacaktır. Oysa gerekli alt yapı hazırdır. İki üç işlem yerine tüketici trafik tescile gidip bu işi tek bir seferde halledecekken böylelikle zaman ve maddi kayba da uğrayacaktır.

Ayrıca Devlet şunu bilmeli ki, yılda 500 bin dolayında sıfır araç piyasaya girerken yılda 2 milyon ikinci el piyasası mevcuttur. Ve çok büyük bir kazanç da hazine kasasına akacakken, bu düzenleme ile o gelirden de vazgeçilmiş olmaktadır.

Tekrar ediyorum, bir an evvel dünkü düzenlemeden vazgeçilmeli ve 6.6.2008 günlü resmi gazetenin mükerrer sayısında yer alan ve bir daha uzatılmamasına karar verilen hali ile 31 Aralık 2009 tarihi itibari ile süre uzatılmadan bu iş Trafik tescile devredilmelidir. Şimdi yeniden yapılan bu düzenleme doğru değildir. Tüketicinin ve ayrıca sektörün aleyhinedir. Neticede o sektörün mensupları da birer tüketicidir. Bu nedenle 6.6.2008 günlü resmi gazetede yer alan şeklinin 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle yürürlüğe girmesini talep ediyoruz. Dün plan bütçe komisyonundan geçen kararın iptalini istiyoruz.

Ama kim duyuyor? Kimin umurunda?

Değerli arkadaşlar,

Elektriğe yılbaşı itibari ile getirilen ve uygulanacak olan zamların haksız ve hukuksuz olduğunu belirttik. Gerçekten insafsızca zamlardır.

Biz yargıya pazartesi gideceğiz. Hiç kuşkunuz olmasın. Ancak Bu EPDK ve hükümetimizin ilgili bakanları hiç o yerli olmadılar.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) dün yaptığı toplantıda, abonelere yansıyacak perakende elektrik satış tarifelerini açıklaması ve yılbaşında da yürürlüğe gireceğini söylemesi biz tüketicileri son derece üzmüştür. Yaptıkları açıklama ile 1 Ocak 2010 tarihinden geçerli olmak üzere konut elektriğinin fiyatı kilovat saatte yüzde 1,32, sanayi elektriğinin fiyatı yüzde 1,23, ticarethanelerde kullanılan elektriğin fiyatı ise kilovat saatte yüzde 0,86 oranında artırılmış oldu. 1 Ocak 2010 tarihinden geçerli olacak vergi fon ve paylar hariç açıklanan yeni elektrik tarifelerinin, Maliyet Bazlı Fiyatlandırma sisteminin usul ve esaslarına göre, 20 elektrik dağıtım şirketi tarafından yapılan tarife başvuruları çerçevesinde, dağıtım şirketlerinin enerji alış fiyatları ile şebeke maliyetlerindeki değişimlere göre yeniden belirlendiğini belirtiyorlar.

Peki, burada vatandaşı düşünen yok mu?

Ne olacak bu vatandaşın hali?

Elektrik, su, telefon giderlerine mi çalışacak?

İnsanların yaşama hakkı yok mu?

Bu nasıl bir adaletsiz zam anlayışıdır. Türkiye’de hangi işçi ve memurun, hangi kesimin ücretinde artış olmuştur, ne kadar olmuş tur ki, bu zammı veriyorsunuz?

Yazık günah. Bu millete iyilik yapmasını beceremiyorsanız, kötülük yapmayın bari.

EPDK’nın açıkladığı zamlar ile ilgili biz tüketicilerin ve tüketici haklarını korumakla mükellef kuruluşların fikirlerini alınmadığı gibi bu güne kadar bu hususlarda yaptığımız çalışmalarda dikkate alınmamıştır.

Yılbaşında geçerli olacak olan bu zam oranları ile ilgili derhal mahkemeye gidiyoruz.

Bugün itibari ile öğrenmiş olduğumuz bu hususta hukukçu arkadaşlarımızla çalışmayı başlattık ve Pazartesi ilk işimiz yargıya müracaat etmek olacak.

Kimse haksız ve hukuksuz yere vatandaşın sırtına binmesin.

Bindirmeyeceğiz.

Artık yeter.

Bizim sırtımızdan herkes inmeli.

Vatandaş kendini taşımakta zorlanırken...

Birde böyle ucube zamlar ile fevrimizi döndürmesinler.

Mahkemeye olayı taşıdıktan sonra yurt geneli Zamları protesto eylemlerimize de ayrıca başlayacağız.

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

mustafagoktas006@gmail.com

| Etiketler : EKONOMİ,ÜLKE,YAŞAM

Bizim Tencerede bunlar kaynadı…

Bugün her zaman olduğu gibi gazeteleri elime aldım okudum. Daha sonra da internet haber sitelerini dolaştım. Gözüme takılan haberleri birde ben benim tenceremde kaynattım.
Bakalım beğenecek misiniz?
DEVRİMCİ KARARĞAH TUTUKLUSUNDAN MEKTUP
Milliyet’de yer alan haber Radikal’de haber olarak verilmiş. Okuyunca üzüldüm. Eğer Sevim Öztürk iddia ettiği ve gazeteye aktardığı hususlarda haklı ise vay halimize. Ne memleket de yaşıyoruz? Suçsuz ve günahsız git hapis köşelerinde çürü. Olacak iş değil. Allah rızası için bir yetkili bu işi araştırsın. Yazılanlar, iddia edilenler, Sevim’in haykırış ve yalvarışı haklı ise, yazık değil mi insan ömrüne?
HAMİLE KADINA FUHUŞ YAPTIRMIŞLAR
Cumhuriyet’te okudum. Ve sonra çok sayıda internette rastladım. Elazığ’da hamile kadını kandırıp fuhuşa sürüklemişler ve fuhuş yaptırmışlar. Evlilik bahanesi ile kandırılmış. Evli iken boşanan kadın üç çocuğunu yuvaya bırakmış. Üstelik hamile. Bu kadının çaresizliğini kullanan ahlaksızlar. Buyurun. Memleketin haline bakın. Ne hallere geldik, getirildik… Dilerim polis olayı ortayı çıkardığına göre bundan sonraki yaşamı bari düzene girer.
9 PKK LI TESLİM OLMUŞ
Durmasınlar hepsi gelsin teslim olsunlar. Adalete ve TC yasalarına güvensinler. Kanla şiddetle bir yere varılmaz. Artık insanlar ölüm haberleri duymak istemiyor. Ne olursa olsun yaşamak istiyor. Yaşam için ise, sevgi saygı nın yeşermesi gerek. Bunun için iş, aş, uğraş gerek. Bu olduğunda insanların karnı doyacak, güzel şeyler düşünecek. Barış ve huzur sükûn bulacak. Artık bu işle daha ciddi eğilinilsin. Lütfen!
TELEKULAK VE DİNLEME İŞİ REZALETİ DEVAM EDİYOR
Radikalde bir haber… Tele kulak da sınır yok. Taraf ele almış yazmış, onlar gündeme bir daha taşımış. Doğru da yapmışlar. Nedir bu rezillik? Ülkeyi PARANOYAK bir duruma soktunuz. Simitçi bile telefonda konuşmayak abi, dinleniyoruzdur demeye başladı. Yarabbi! Sen büyüksün… Bu ne andaval, zırzaval iştir?... Bu işin çözümü yok mu, olmayacak mı? Utanç verici bir durum… AB kapısında ABD müttefiki bir devlete bu yakışıyor mu? Nasıl bir iş bu yahu? Önüne gelene at bir çamur, yapıştır bir yafta, al izni dinle dinleyebildiğin kadar. Özel hayat mözel hayat kalmasın. Kodumu oturtsunlar, vurdu mu os…tsunlar… Bu insanların ruhsal dengelerini bozdunuz. Basına yansıyan her dinlenme ve bu dinlenmenin içeriklerinin yayınlanması haberi milleti manyak etti. Bu işin sonu ne olacak? Milletin ruh dengesini bozanlardan hesap sorulmayacak mı? İzin aldıktan sonra kötü amaçla bu izni kullananlardan hesap sorulmayacak mı? Nasıl devlet anlayışı bu kardeşim?
MÜJDE AR VE DİĞER PROĞRAM YAPAN ARTİST VE OYUNCULAR
Size bir şey söyleyeyim. Toplum olarak böyle işlere çanak tuttukça absürt programları izlemeye devam ederiz. Müjde Ar bir programa çıkıyor. Konuşuyor da konuşuyor. Hep ileri viteste. Kadının hiç geri vitesi yok. Konuşuyor da konuşuyor, hızını alamıyor söylüyor da söylüyor. Allah aşkına bu ne ya? Bir başka kanalda Seda Sayan, Diğerinde Ece bilmem kim. Bir başkasında Ceylan, diğerinde oylan… Ne bu ya? Bu ne rezilliktir ya? Türk toplumu bunu mu hak ediyor? Programa çıkıp neresini kestirdiğini, biçtirdiğini, estetiğini aktarmak maharet mi, özellik mi, güzellik mi? Ne bu ya? Bu işten memnun olan var mı? Geyik cinsi muhabbetler. Ekranlarda eftik geftik programlar. Günah yazık. Toplumun beynini böyle sulandırmaya, ahlaksızlığa, hoşnutsuzluğa, karamsarlığa itmenin ne anlamı var. Yok mu bu memlekette adam gibi düşünen, işin eğitimini almış, kariyer sahibi bilim, ilim adamı, akademisyen, yol gösterecek insan? Bu ülkenin tek ihtiyacı baldır bacak, don sutyen, jartiyer, seksi kadın pozları, belden aşağı konuşmalar, seks, cinsellik fantezilik mi? Başka bir ihtiyaç yok mu? Hayret bir şey ya!
DP’DEN FARKLI SES GELMİŞ: NESRİN NAS…
Sabah’ta Mahmut ÖVÜR yazmış. ANAP eski genel başkanlarından NESRİN NAS hanımı konu etmiş. Çok hoşuma gitti. Nesrin hanımı gerçekten çok sever, beğenir, saygı duyarım. Bu açıklamaları da hoşuma gitti. Ne acıdır ki, onun kadar kaliteli, ilkeli, seviyeli kadınlar siyasette pek az. Milletimiz de bu işi pek önemsemiyor. Kadın mı, kadın… Aday edin, gösterin, gelsin. Sonra?... Sonrası rezillik… Oysa Nesrin Hanım gibilerin siyaset yapması, önemli görevlere gelmesi, ülkeyi yönetmesi lazım. Beni şu anki siyasi durumu ilgilendirmiyor. Eskidende ilgilendirmiyordu. Beni sadece Nesrin hanımın hanımefendi kişiliği, ilkeli, seviyeli duruşu ve icraatı ilgilendiriyor. Nerede olursa olsun böyle insanlar olsun. Sayıları artsın. O nedenle yazıyorum. Yoksa DP’de Cindoruk ve yönetiminin bu topluma vereceği doğru bir mesaj ve ilerisi için sergileyeceği güzellikler yok ve göremiyorum da. Ben Nesrin Hanım ve onun gibilerin sayısı siyasette artsın diye yazıyorum. Kaliteli, yetişmiş, bilgili, hoşgörülü, vicdan ve merhamet sahibi, değerli bir hanımefendi. Kolay gelsin Bacım…
İZMİR’İN KAVAKLARI DEĞİL, HAKAN TARTAN’I…
Bu adamı gerçekten çok seviyorum. Kendisi ile yakın uzak ilişkim yok. Basından takip ediyorum. Eşe dosta soruyorum. Adam gibi bir adam… Adam gibi bir idareci… İzmir’i artık kavakları ile değil Hakan Tartan’ı ile anıyoruz. Gerçi hoş, İzmir’in kavakları türküsü ayrı bir güzeldir. Ama Hakan Tartan’ı ayrı bir güzel. İşte bunu keşfettiğimiz için Tartan’a bu yıl çevre ve tüketici ödülü verdik. İsabet etmişiz. Hiç üşenmediler İzmir’den Mersin’e gelip ödüllerini alıp gittiler. İki mütevazı insan görevlendirmiş. Serpil Güngör, Ömer Faruk Akınbingöl. Geldiler adam gibi, gittiler adam gibi. Fazla ilgilenemedim. Çünkü sağlık sorunlarım var. Ayrıca o gün her şey üstüme kaldı. Gece yardımcılarımdan birinin babası vefat etti, sabah törene gelirken yardımcımın biriside trafik kazası geçirdi. Hiç bir şey yokmuş gibi töreni yapmak ve sonlandırmak ta baha kaldı. Ben de elime mikrofonu aldım işi becerebilmek için gayret sarf ettim. Kimse bir şeyin farkına varmadı. Sadece Genel başkan takdim yapar mı? Demişler… İş başa düşerse yapar kardeşim… Ne yapalım, programı iptal mi edelimdi, insanlar gelmişler, İzmir’den, Erzincan’dan, Malatya’dan, Kayseri’den, Aksaray’dan birçok ilden gelmiş, kusura bakmayın cenazemiz var, acilde hastamız var, programı iptal ettik mi diyecektik? Olacakları bir düşünün…. Çok şükür böyle bir şey yapmadık. Gelenlerden Allah razı olsun. Çok da güzel geçti. Neyse…
Tartan’a döneyim… Bu Tartan, hiç boş durmuyor. Her gün, yönetiminde yeğenim BATUHAN SEZER’İN başında bulunduğu bana ait olan HABERANALİZ.NET ve yayın gurubuna bir haberi geliyor. Bir değil belki beş haberi. Batuhan’ın işine hiç karışmam. Ama diyorum ki, bu güzel insana dikkat et. Harbiden güzel bir insan Tartan... Başarı diliyorum kardeşim. Yolun açık olsun. ANKARA VE İSTANBUL’DAN AYRICA MERSİN’DEN KUCAK DOLUSU SEVGİLER…
CAFESİYASETTE İKİ HABER…
Birincisi Düğün mağandaları ile ilgili. Bizim çocuklar onlara “maganda-begoviç” ismini takmışlar. Hani düğün eğlence merasimlerinde havaya ateş açan yavşamışlar var ya… Onlar… Onlar için önemli bir yasal düzenleme geliyormuş. Çok güzel. Keyfi olarak tek mermi sıkanın gırtlağını sıkın bakalım bir daha yapar mı? Bu iş hoşuma gitti. Eline her silah alan olmuş adam. Adam mı, madam mı, yoksa şalgam mı belli değil. Düzelsin abi. Bir an evvel.
İkinci haber bir Anket… Doğuda ve güneydoğuda 28 bin kişinin katılımı ile gerçekleşen bir anket. Anket sonucu oldukça ilginç… Bölge halkının yüzde 47,5 u DTP’yi kabullenmiyor. İlginç bir anket bu anketi okumanız için cefesiyaset’e bugün bir göz atınız.

Bugünlük de bu kadar, saygı ve sevgi içinde esen kalınız.

MUSTAFA GÖKTAŞ
GAZETECİ- YAZAR VE İKTİSATÇI
ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)
GENEL BAŞKANI

| Etiketler : GÜNLÜK,TENCERE YAŞAM

SAĞLIKTAKİ HİZMETLERİN ÖZELLEŞMESİ SON DERECE YANLIŞTIR

Değerli arkadaşlar,

Sağlık hizmetlerinde yapılan özelleştirmeler GERÇEKTEN Çok yanlış! Hem de çok, çok yanlış…  Yanlışlığını işte yaşayarak görüyoruz.

Devletin kurumundaki işi özele devredeceksiniz, bakın karşınıza neler çıkıyor? Özellikle SAĞLIK alanındaki işler…

Hastane, Üniversite Hastanesi, Sağlık müdürlükleri, Sağlık ocakları gibi, Milli Eğitim, Askeri alanlar, Emniyet teşkilatı gibi, adliye gibi yerlerde verilen işler ve hizmetler özelleştirilir mi? Buralar stratejik önemi olan, aynı zamanda insan hayatı yani yaşam ile ilgili çok önemli yerler. Yani… Yanisi şu…

Siz hastanede temizlik işini müteahhide vereceksiniz, yemek pişirme ve servis yapma dağıtma işini de müteahhide vereceksiniz, yine bilgi işlem ve faturalandırmayı da müteahhide vereceksiniz, Güvenliği de, röntgen çekimi, emar (mr) , tomografiyi de.. Sonra ne bekliyorsunuz siz o kurumdan?

Yolsuzluk, hırsızlık, suiistimal, ırza tasallut, zor kullanım, kaba tavırlar, nahoş olan tüm pislikleri seyredeceksiniz. Öylede oluyor.

İşte gazetelere gün geçmiyor ki hastanın ırzına geçilmesin, yada cinsel taciz olayı olmasın. Kim yapıyor?Özele verilen işlerde çalışan devlet tarafından parası ödenen, temizlikçi, güvenlikçi, bilgi işlemci v.s….

Bakın Gazetelerde görüyorsunuz, Hastanede temizlik işçisi ırza geçiyor, tecavüz ediyor…. Bakın Yemekten zehirleniyorlar…. Bakın güvenlik görevlileri her gün birini haksız yere dövüyor, sövüyor, darp ediyor… Bakın tomografi emar (MR) gibi önemli yerler sivile yani müteahhide verilmiş oralarda acayiplikler dönüyor. Bakın faturalandırmalardaki abartı ve yalan dolana..

Bunlar bir kenara, devletin gizli diye bir bilgi ve belgesi kalmadı. Çünkü devletin içinde şu an özel sektör görev yapıyor ve her belge bilgi ellerinde.. Birde bunların elemanlarını resmen müdür sekreteri, Başhekim sekreteri, personelde yazı işlerinde evrakta değerlendirme, şoför yapma, yardımcı elaman gibi garip anlamsız uygulamalar var. Yazık ediyorsunuz bu devlete. Yazık ediyorsunuz, bu millete…

Hem vatandaş olarak verdiğimiz vergiler çarçur oluyor, hem sağlıklı hizmet üremiyor.

SİZE ÖNEMLİ BİR AYRINTI VEREYİM…

BİR KAÇ GÜNDÜR yurdun değişik yerlerinde yemekten toplu zehirlenmeler var. Genellikle öğrenciler. Niye? Ucuz, sıhhi olmayan yemekten dolayı. Kim ne derse desin. Kalitesiz, at, eşek eti, it köpek eti, kedi eti yedirirlerse olacağı budur,. Gidin bakın devletin kurumlarında çıkan yemeklere. Özelleşmiş yerlerde kalitesiz, ucuz, steril olmayan koşullarda yemekler. Çünkü bu yerlerin çoğunda üç kap yemek maliyetinin altında veriliyor… Bu mümkün mü? Nasıl verilir? Çalmadan, işe hile katmadan verilmesi mümkün değil. Denetleyen yok.

Aslında var da, işine gelmiyor. Onunda işine bu iş geliyor. Böyle olacak ki, o da oradan nemalanacak. Nasıl çarpacağının peşinde olduğundan, milletin yediği içtiği, zehirlendiğini düşünüp denetim yapmıyor. Cebine girene bakıyor. Yazık günah. Artık devlet uyanmalı.

Bu özelleşen hizmetleri durdurmalı. Kendi işini kendi memuru, elemanı ile yapmalı.

Zor değil. Özele kar vereceğine, kendi elemanına maaş ver. İş ekmek kapısı sağla, disiplin altına al. Bu çok mu zor?

Bakın arkadaşlar biz ÖZEL sektöre karşı değiliz. Özel sektör hastane kursun, sağlık hizmeti sunsun. O ayrı bir olay.

Biz Üzerinde DEVLET tabelası olan kurumda verilen hizmetlerin, alınan hizmetlerin özelleşmesinden bahsediyoruz. Özellikle de SAĞLIK alanında. Hastaneler başta olmak üzere Sağlık’daki her alan. Burada devlet adına sunduğunuz hizmeti neden özelleştiriyorsunuz? Hastaya verdiğiniz yemeği neden özelleştiriyorsunuz? Güvenliği neden özelleştiriyorsunuz? Temizlik ve bakımı yapacak olan hizmetlilik sektörünü neden özelleştiriyorsunuz? Size gelir getiren, paranızın tahsilatının yapıldığı yer olan bilgi işlem ve faturalandırmayı neden özelleştiriyorsunuz? Özelleşince çok daha iyi hizmet mi geliyor? Aksine gelmiyor. Yemekten zehirlenme. Güvenlikçinin dayağı. Temizlikçinin ırza tasallutu. Faturalandırmada erkeğe hamilelik testi, kadına babalık testi çıkıyor. Abartı ve yalan dolan çıkıyor. Yaşıyoruz bunları. Münferit olaylar demeyin. Ameliyathanede temizlik firması elemanı çalıştırılıyor. Bu işin ortadan kaldırılması lazım... Üstelik bu hizmetleri sunanlar babalarının hayrına sunmuyor. Bunlara birde kar marjı verilmiş. Üstelik birde suiistimaller oluyor. Vurgunlar oluyor. Bir bakıyorsunuz çete mete işi ile onlarcası gözetim altına alınıyor. İhaleye fesat karıştırmaktan tutunda, neler dönüyor neler. Bu işin düzeltilmesi lazım… Hem de acilen. İlaç fiyatlarını aşağı çeken devlet, Muayenehaneyi kapat gel döner sermayeyi fazla al diyen ve performans sistemi getiren devlet, önce bu oluk oluk akan paranın önüne geçsin. Hizmetleri kendi elemanı ve kadroları ile yapsın. Bakın ne kadar kara geçecek. Trilyonlar akıp gitmeyecek ceplerinde duracak. Ama tabi denetlemez ise, takip etmez ise, her yerde yolsuzluk ve olumsuzluk devam edecektir. Önemli olan herkesin görevini görevinin gerektirdiği bilinç ve şuur içinde onuru ile yapmasıdır.

Değerli arkadaşlar,

Sağlıkta üzerine basarak söylüyorum, YEMEK – TEMİZLİK- BİLGİ İŞLEM VE FATURALANDIRMA – GÜVENLİK- TOMOĞRAFİ- EMAR (MR) GİBİ HİZMETLER ÖZELLEŞME-ME- Lİ. Bu özelleşmeler çok acilen DURMALI. Bu işin önüne geçilmelidir. Yolsuzluk da bitecektir, usulsüzlük de, nahoş davranışlarda, ırza tasallut da, tecavüzde, sorumsuzluklarda. En önemlisi, büyük bir maddi kayıp önlenecektir.

Değerli arkadaşlar,

Salık da eskiden saymanlıklar kendi elinde idi. Şimdi Maliye Bakanlığına bağlı. Dolayısıyla Para ödemelerinde Başhekim, Müdür ve Sayman üçlüsünün demesi ile işler yürümüyor. Artık bir Maliye ayağı var ve sıkı bir denetim var. Eskiden bu olmadığı için adam kayırma, kendi adamını kollama, istediğini istediği gibi ihaleler ile zenginleştirme kolaylığı var idi. İşte o zaman bu özelleşmeleri hızla yapıp her gelen giden kendi adamına verdi. Şimdi ihale yasaları değişti. Ayrıca Ödeme şekli değişti. Saymanlıklar Maliyede. Çok şey değişti. İşte diyoruz ki, bu özelleşme işi de kalkmalı artık. Gereksiz yere bu işler için özel sektöre para akıtmanın bir anlamı yok.

Saygılarımla.


| Etiketler : saglık,özelleşme,devlet

MERSİN İYİ İDARE EDİLMİYOR...

İşte size karakol açılımı..

Mersin polisi düzgün çalışmıyor!

MERSİN İYİ İDARE EDİLMİYOR...

NE YAPMAK LAZIM?

Bu yazıyı daha önce yazacaktım. Hatta farklı bir şekilde yazdım ama yayınlamadım. Kısmet bugün ele almakta imiş. Yazıyorum. Nerede O Eski Hüseyin Çapkın, Hasan Özdemir dönemleri? Mumla ararsınız. Asayiş olayları artmış, polis sadece araçlara ceza kesmeyi, kasksız motor almayı görev bellemiş.

Arada bir uyuşturucu satanlar yakalıyorlar.

Arada bir çek senet tahsilâtçısı deyip, faizcilik çetesi deyip bir iki basın açıklaması ile vaziyet idare ediliyor.

Oysa Mersin giderek gelişen ve buna paralel sorunları da büyüyen kent.

Mersin Valisi konağı ile valilik binası arasında gidip geliyor ara sırada protokol görevlerini ifa ediyor ve bakan karşılayıp bakan uğurluyor.

Mersin trafiği felç…

Kaldırımlar işgal altında. Özellikle Silifke Caddesi Eski öğretmen evi ile yoğurt pazarı olarak bilinen yerde millet aracını sağlı sollu park yaptığı yetmiyor gibi kaldırıma çıkartıyor. Şikâyet edeceksiniz ki trafik gelip işlem yapacak, yoksa yok…

Okulların önü ayyaş berduş doluyor, çocuklara uyuşturucu satmaya yeltenenler gırla gidiyor, tinerci balici geceleri çift mesai yapıyor. Sokak aralarında aşırı hız yapan serseriler arttı. Barlar ve müzikli içkili restoranlar konu komşu dinlemiyor gece yarılarına kadar milleti gürültüden rahatsız ediyor. Ama kimin umurunda… Kırk kere arayacak şikâyet edeceksiniz ki, ilgilisi ilgilensin.

Mersin’de asayiş nanay..

Mersin’de sahilde çirkin bir yapılaşma var.

Artı deniz kenarı işgalleri var.

Haklarında yıkım kararı olan bir TENİS kulübü ile Viranşehir Taşkıran tesisleri bir türlü kaldırılamıyor, yıkılamıyor…

Valimiz ise ÇEVRECİ insan hak ve hukukuna saygılı vali..

Böyle demiş bu gün.

Biliyorsunuz KARAKOLDA DAYAK mevzu tv lere, internete, basının manşetine düştü, iki polisi açığa alıp olayı kapatıyor sayın vali.

Oysa görüntülerde iki polis değil, orada bulunan hepsi paldır küldür adamları dövüyorlar.

Sorarım o adamlar ne yaptılar? Onlar dağdaki terörist mi? Gerçi hoş, bizimki de laf mı? Dağdaki terörist olsa bunu yapmazlar. Bakın sınırda mahkeme kurulup adamlar şenlikler ile karşılandılar. Bu çocuklar ruhsatsız silah taşımışlar, tehlik3li araç kullanmışlar. Tamam suç. Kabul ettik. Kimi öldürmüş, yâda o karakolda kime tokat atmışlar? Görüntüler açık. İtiraz ediyor konuşuyor. Sizin polis olarak dövme, darb etme hakkınız var mı? Neredeyse toplu linç edecekler. Yerdeki adama tekme atıyor.

Bunlar basına yansıyınca ÇEVRECİ VE İNSAN HAKLARINA saygılı vali (!) 2 polisi açığa aldık diyor.

Bak sen…

Daha önce ne yaptınız?

O görüntüler sizde kayıtta değil mi?

Niye işlem yapmadınız da, basına yansıyınca işlem yapmaya başladınız?

Geçin bunları.

İnandırıcı değil.

Mersin’de PKK yandaşları daha çok değil iki gün öncesine kadar karakola Molotof atabiliyorsa ve aynı karakola ikinci kez aynı günde saldırıyorsa, bir gün sonra polisin aracını ateşe veriyorsa, orada polisin zafiyeti vardır. Orada İdarenin zafiyeti vardır.

Mersin öyle kolay bir memleket değildir. Küçük İstanbul’dur. Burada biz ne Vali ve Emniyet müdürleri gördük.

Ama idarede hiç bu kadar boşluk görmedik.

Mesai saatleri çıkışlarında vali ile Emniyet müdürü evine giderken ve gelirken trafikçiler kavşakları alıyor ve görünüyorlar. Sonrası yok.

Seyyar satıcılar daha 3 yıl önce tamamen temizlenmişti.

Ne oldu da şimdi cırıt atıyorlar, sokak ve caddeleri işgal ediyorlar?

Çöp toplayan görüntüsünde gece hırsızlar ortaya çıkıyor.

Millet saat 21.oo dan sonra sokağa çıkmaya korkar oldu.

Ne oluyoruz?

Nereye gidiyoruz?

Birde kalkıp biz bu şehri çok iyi idare ediyoruz, her şey süt liman, çok güzel, eleştirenlerde kendine baksın demezler mi?

Valla biz kendimize baktık, eğri bir taraf bulamadık.

Ama Mersin’in idaresinde, asayişinde, karakolunda, trafiğinde, kamu kurum ve kuruluşlarında oldukça çok eğrilik var.

Örneğin Kadrosu olmadığı halde Devlet hastanelerinde vekâleten müdür yardımcılığı bolluğu yaşanıyor.

Üstelik hiç birinin yasal hakkı da değil.

Arkalarına almışlar AKP li vekili ve üst düzeyi, arkadaşlar müdür yardımcılığını vekâleten yıllardır yürütüyorlar.

Kadro fazlası olduğu halde….

Bu sadece orada…

Peki ya başka yerlerde?

Sonra geleceğiz.

Şimdilik bu kadar…

Ancak bilesiniz ki Karakolda ayna değil dayak var. Ama işin kötü tarafı birde kayıtta olan kamera var. Hayret nasıl olmuşta o kayıtlar yok edilmemiş….

Bekleyeceğiz…

Bakalım Vali ve Emniyet müdürü için yukarısı ne diyecek?

Saygılar…


| Etiketler : mersin,vali,polis

ÜLKENİN GİDİŞATI VE AZ MUHTEREMLER !

Türkiye hiç hoş olmayan olayları yaşıyor. Yüce Meclis çatısında ABSÜRT kavgalar. Gereksiz haykırış ve nidalar. Faydasız çabalar. Argo laflar, haysiyet incitici davranış ve tutumlar. Hiç yakışmıyor. Hiç birine, hiçbir söylem yakışmıyor. Hangi partiden olursa olsun. Hoş değil.

Neyse…

BAŞSAĞLIĞI VE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUM

Şimdi www.haberanaliz.net ‘ e girdim ve Anadolu Ajanstan düşen bir haberi okudum. İzmir Çiğli Belediye Başkanı Ensari Bulut ağabey’in yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat ettiğini derin bir üzüntü ile öğrendim. İyi insandı. En son telefonla görüştüğümde umutluydu. Mekânı cennet olsun. Nur içinde yatsın.  Ailesinin ve yakınlarının acılarını paylaşırım. Başları sağ olsun. Başımız sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Bir güzel insanı daha kaybettiğimizin altını çizmek istiyorum.

TÜRKEŞ LEYLA ZANA’YA NE DEDİ?

İki gündür bu konu kaynatılıyor. Ne dediyse dedi, şimdi mi aklınıza geldi? Ne diyor muhterem bir büyüğümüz? Dün dündür bugün ise bugündür… İşinize bakın. Sizin işiniz gücünüz yok mu? Ne böyle kaydır kuydur mevzularla uğraşıyorsunuz? Kızım mı demiş. Lazım mı demiş, ne demişse demiş. Hiç de milletin umurunda değil. Sonuca bakın…

TEVFİK DİKER VE YAZDIKLARI..

Adam yıllardır yazıyor. Hem de yazdıklarında gram sapma yok. Ben bu adamı yıllardır takip eder okurum. Yeğenim Batu’ya onun yazdığı bir dizi köşe yazısını verdim. Bak adam aynı şeyleri 15 yıldır haykırıyor dedim. Sevmezler. Doğru her zaman eğri kişilere batar. Tevfik beyin yazıları da hep batmıştır. Ama adam doğru yazıyor. Bakın bugüne kadar HABERANALİZ haber hattında o ne yazdı ise 1- 2- 3 ay sonra gündemde o konu ortaya çıktı. Yâda bir konuyu işaret etti, 1 – 2 gün sonra utanmadan aynı konuyu başkaları irdeledi ama Tevfik beyden hiç söz etmediler. Etmesinler. Onun yazıları arşivde duruyor. Bakın bugünkü yazısına. Telefon dinleme rezaletini gündeme taşımış. Hem de yıllar evvel. Ve bu gün diyor ki, ben o zaman sorduğumda ve üstüne düştüğümde örtülmeyip üzerine gidilseydi bunlar azıp bu gün YARGITAYAI da dinlemezlerdi diyor. Doğru diyor. Ama o doğruyu Diker söyleyince bunlara batıyor. Vallahi DİKER bu kardeşim (!) Diker… Hem yukarı doğru diker, hem aşağı doğru diker… Bilmem anlatabildim mi, Siz yinede Diker’i takip edin. Dikil-mekten iyidir.

ÇİÇEK OLAYI

Albay Çiçek olayı KABAK tadı verdi. Al bırak, Al bırak… Aç kapa aç kapa artema reklâmını hatırlattı. Adam suçluysa al içeri bırakma. Suçsuz ise alma. Ayıp oluyor. Böylece yargı yıpranıyor. Hoş olmuyor. Ne oluyor kardeşim? Milletin midesi de kafası da bulandı. Yapmayın böyle şeyler. Hepimizin yargıya ihtiyacı var hem de adil, tarafsız yargıya.

KART BORÇLARI

Üstüne basa basa defalarca yazdım ve söyledim. Gidişat iyi değil. İyi diyene bakın onun işi iyi. Başkasının ki değil. Ülkede Bu yılın ilk ayından bu yana 178 bin iş yeri kepenk kapayıp iş terk etmiş ise nerede bu iyilik anlayamadım. Ben söyleyeyim size. İyi bir durum yok. Nakit sıkıntısı hat safhada… İşlerin açıldığı filan yok. Kredi kartına sarılanlar yandı. Milyona yakın kişi borçlarını ödeyemeyip felakete düştü. Sözde bir taksitlendirme ve borçlandırma getirdiler. İleride bir bomba daha patlayacaktır. Taahhüt edip ödeyemeyenler bombası. Bunların çoğu tutuklanacaktır. Görün bakın. Çünkü gelirde değişme yok, gider her gün artıyor. Yeme içme diyorlar. Be kardeşim yemeyelim içmeyelim Abuzuttin gibi duralım. Sonuç? İki gün sonra geberelim. Amaç bu mu? Bu yeni bir nüfus planlama metodu mu? Ayıp ya. Siz yiyecek içecek lokmanın kallavisine vuracaksınız, millete de yemeyin içmeyin nasihati yapacaksınız. Yazık bu millete, bunları hak etmiyor. Ekonomik gidişat iyi değil. Açlık, yokluk insan yaşamını her açıdan tehdit ediyor. Ahlaki erozyon oluşuyor. Buda insanlığı yok ediyor. Biz insanız ve insanca, uygarca yaşamak istiyoruz.

SAVRULUN ŞENER GELİYOR (!)

Bu başlığı atmış bizim çocuklar. Şener geliyormuş. Gittiğ yerlerdeki kalabalıklara bakıyorum elle tutulur, gözle görülür bir kalabalık yok. Nasıl geliyor anlayamadık. Bizimkilerde abartmış. Savrulun geliyormuş. Yav Batu, sanki öyle büyük bir rüzgâr estirmişte diğerlerini savurup atmış gibi başlık atmışsınız. Geçin bu işleri yavrum. Önümüzdeki günler Şener’in filan değil. Diker’i iyi takip edin. Bakın yine yakaladı o ince detayları. Yazılarını dikkatle okuyun. Bugün dünyanın coğrafyasında değişik senaryolar üretenler, ortaya çıkanların hiç birine geçit vermezler. Hesaplar ince ince Yasemince… Sen Tevfik ağabeyini iyi oku Batu… İyi anla… Akın diyor kakın anlıyorsun. Olmadı.

MESUT YILMAZ’DAN NEDEN SES SEDA YOK?

Geçmişte Başbakanlık yapmış. Bağımsızdan seçilmiş gelmiş. Partisi ANAP’ kapatıp gelmiş DP ‘li olmuş. DP’nin tek vekili o. Mecliste hiç konuştuğunu gördünüz mü? Hadi bundan önceki 2 yılı unuttuk. Ya şimdi Açılım maçılım konuşuluyor. Eski bir bakan, Başbakan olarak söyleyecekleri yok mu? Niye sus pus oturuyor? Anlayan çözen var mı? Hayret bir şey ya…

KUŞTAN KORKAN DARI EKMEZ MİŞ….

Bak sen Bülent bey’e… Gene inciler döktürmüş… Muhalefete inceden giydirmiş ardından da kuştan korkan darı ekmez demiş. İyide be Bülent bey, Gürültüden korkan da trene binmez. Şimdi kalkar onlarda size böyle cevap verirse ne yapacaksınız? Yeni bir lakırdı bulacaksınız. Eminim. Kayıkçı kavgaları hiç bitmez. Kardeşim birbirinizle didişeceğinize ülkenin açlık, yokluk, işsizlik, eğitim, sağlık gibi ana sorunlarını nasıl çözeceksiniz şunlara kafa yorun. Gerisi gıygıdı…

Neyse bu günlük bu kadar… Laptop tan, yatakta ancak bu kadar yazabildim. Hemşire geldi, başımda asistanım Dr.Suna ile beraber vızıldayıp duruyorlar. Kalın sağlıcakla. Barış, huzur ve mutluluk diliyorum

 

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

İKTİSATÇI

ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)

GENEL BAŞKANI

mustafagoktas006@gmail.com

| Etiketler : SİYASET,YAŞAM,RAHMET

25 BİN FİDAN 25 İLDE MEVLİT

Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği (ÇETKODER)’den 10 Kasım Atatürk’ü anma vesilesi ile bu yıl diğer yıllardan farklı olarak bir dizi etkinlik ile kutlayacaklarını dile getirdiler.
 
ÇETKODER Genel merkezinden yapılan açıklamada:
 
“Atatürk ve silah arkadaşlarını rahmet ile minnet ile anıyoruz. Nur içinde yatsınlar. Sadece protokolen bir tören değil biz bu yıl farklı bir yol seçtik. Hepsi birbirinden değerli silah arkadaşları, şehitlerimiz, için, 10 Kasım dolayısıyla 22 ilde 22 camide mevlit okutulacak. (Neden bu kadar il diyebilirsiniz, gücümüz bu kadarına yettiği için) Ruhları şad edilecektir. Yine 8–9–10 Kasım tarihleri arasında adana, Mersin, Hatay, Osmaniye, Kayseri, Niğde, G.Antep, K. Maraş, Nevşehir, Kilis, Urfa, Elazığ, Tunceli, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Kırşehir, Konya, Karaman, Muş, Siirt, Iğdır, Erzincan illerimizde önceden tespit ettiğimiz alanlara 25 bin çam fidesini toprak ile buluşturacağız. Öte yandan 10 Kasım 2009 günü genel merkezimizde Türk dili ve Atatürk Gerçeği konulu konferans gerçekleştirilecektir” denildi. 




ÇETKODER İLE İRTİBAT VE YAZIŞMA : cetkoder@gmail.com

Yorum (0) :: Bağlantı

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : fidan

HERKES HAKSIZ, BAKAN HAKLI (!)

Herkes HAKSIZ, Bakan HAKLI (!)

Birkaç gündür başımıza musallat olan GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar ) ile yatıp kalkıyoruz. Biliyorsunuz Tarım Bakanlığı ilgilileri “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” hazırlayıp 26 Ekim’de de resmi gazetede yayınlayarak yürürlüğe koydular.

Yönetmelik bir insanlık düşmanı…

Yaşam düşmanı.

Fıttırmamak elde değil.

Ama Bizim Tarım Bakanı MEHDİ EKER, yok efendim bu iş şow’a dönüştürülüyormuş, konuşanlar işi abartıyormuş, maksatlı ve gayeli konuşuyorlarmış, işe su katıyorlarmış, kendilerinin yaptığı doğru imiş, yanlış bir iş yokmuş, kesinlikle GDO lu ürünler ülkemizde tüketilmeyecek miş, miş, mış…

Ya Hacı fış fış, hacı fış fış…

Şimdi sn. Bakan, O başında bulunduğun TARIM teşkilatını sizden öncede yönetenler oldu. Sizler geldiniz gittiniz ( yani bakanlar – iktidarlar) ama orada görev yapan bürokrasi aynı kaldı. Ufak tefek değişimler hariç. Sizi yanıltmadıklarından emin misiniz? Bu yönetmeliği oturup tek başınıza siz mi hazırladınız? Niye bu kadar eminsiniz? Yarın uygulamada hep birlikte göreceğiz. Bu kadar insan, bu kadar kurum kuruluş ayağa kalkmış ses veriyor. Olmaz diyor. Olamaz diyor. Yanlış diyor. Hatalı diyor. Eksik diyor. Diyor da, diyor… Niçin bunlara kulak tıkıyorsunuz? Eleştiriye niye kapalısınız?

Paylaşacağız bilgimizi, bölüşeceğiz bilgimizi, tartışacağız, doğrusunu bulacağız. Niye kapalısınız bu tartışmalara, fikir bölüşümüne, bilgi bölüşümüne? Olmadı. Olmaz da…

Bakın size burada bir liste vereceğim. Bu listenin en başına iki Profesör koyacağım.

Prof. Dr. Tayfun ÖZKAYA,

Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI…

İkisi de daha yönetmelik çıkmadan uyaran yazılar yazıp beyanatlar verdiler.

Ardından, Siz yönetmeliği çıkardınız.

Çıkan yönetmeliğe de öncelikle tepki verdiler.

Bunun ardına benim başında bulunduğum ÇETKODER tepki verdi ve yönetmeliği dava edeceğimizi açıkladık.

Çok geçmedi, basın yayın organlarında, kamuoyunda çok ciddi olarak tanıdığımız köşe yazarları konuyu gündeme taşıdı.

Dün ise GDO’ya hayır platformu basın açıklama yaptı. Belki bu platformdan haberiniz yoktur diye size bu platformun bileşenlerini aktarmak istiyorum. Bakın bunlar kimler?

 

1-TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
2. -TMMOB Çevre Mühendisleri Odası
3.-TMMOB Peyzaj Mimarlari Odasi
4.-TMMOB Mimarlar Odasi
5.-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi
6. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi
7. -TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
8. -TMMOB Makine Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
9. -Türk Tabipleri Birliği
10.-Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)
11. -Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)
12. -Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)
13.-Tüketici Hakları Derneği
14 -Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
15.-Çiftçi-SEN
16.-Ekoloji Kollektifi
17. -Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOGADER)
18.-EKODER
19.  -KESK Tarım Orkam-sen
20.  -Nilüfer Yerel Gündem 21
21.  -Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği
22.  -İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP)
23.  -Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)
24.  -Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP)
25.  -Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi
26.  -Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri
27.  -İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği
28.  -Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi
29.  -Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği
30.  -Muratpaşa Dostları Derneği
31.  -Konyaaltı Dostları Derneği
32.  -Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi
33.  -PDA Pembe Domates Ağı
34.  -Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği
35.  -Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği
36.  -Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)
37.  -Greenpeace Türkiye
38.  -Sinop Çevre Dostları Derneği
39.  -Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
40.  -Yeni İnsan Yayınevi
41.  -Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
42.  -Slowfood Yağmur Böreği Birliği
43.  -Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği
44.  -Slow Food Gençlik Gida Hareketi
45.  -Slow Food Ankara Birliği
46.  -Slow Food Kars Birligi
47.  -Boğatepe Çevre Yaşam Derneği
48.  -Aromaterapi Derneği (AROMADER)
49.  -Pratisyen Hekimlik Derneği
50.  -Yeşil ve Sol Çalışma Grubu
51.  -Mutfak Dostlari Dernegi
52.  -Batı Akdeniz Çevre Platformu (BAÇEP)
53.  -Gümüş Çevre Derneği
54.  -Jade Çiftliği
55.  -Yarımada Çevre Platformu
56.  -Balıklıova Çevre Hareketi
57.  -Gerence Körfezi Sivil İnisiyatifi
58.  -Silivri Çevre Derneği
59.  -Bursa Eczacı Odası
60.  -Bursa Tüketiciler Derneği
61.  -Bursa Sivil Toplum Derneği (Sivilay)
62.  -Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO)
63.  -İstanbul ODTÜ Mezunlar Derneği
64.  -TEMA İzmir Temsilciliği
65.  –Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği
66.  -Cumhuriyet Kadınları Derneği
67.  –Yeşiller Tarım Çalışma Grubu
68.  -Nilüfer Belediyesi
69.  –TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
70.  –TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Bursa Şubesi
71.  -Zirve Dağcılık Bursa Şubesi

 

Bu arkadaşlar unutmuşlar ama bende kendimi buna ilave etmek istiyorum. Hem şahsım, Hem ÇETKODER olarak bizi de ilave edin şimdi. Ayrıca Yukarıda adını verdiğim Hocaları da unutmayın. Benim için çok önemli. Çünkü onların vatana ve millete sevdasını ben çok iyi biliyorum. Ayrıca daha başkaca toplumda çok kişiler ve kuruluşlar bu işe karşı. Bakmayın siz, millet toplu olarak belki ses veremiyor yukarıdaki arkadaşlar gibi. Ama herkes her şeyin farkında…

Neyse…

Sn. Bakan MEHDİ EKER Bey,

Şimdi size göre bu yukarıda adı geçen akademisyenler, kişi, kuruluş, sivil toplum örgütlerinin hepsi lağa lugacı, polemikçi, şowmen, laf salatası yapan, her işe su katan, eleştiriden başkaca bir şey bilmeyen, işe siyaset katan, vırt zırt konuşan kişiler, HAKSIZLAR….

Bir tek siz HAKLISINIZ (!)

Yapmayın Allah aşkına… Güldürmeyin… Gerçi gülelim mi, ağlayalım mı halimize, onu da pek bilemiyorum. Ama üzüldüğümü ifade etmek isterim.

Yanlış yoldasınız Sn. Bakan MEHDİ EKER..

Bu kadar insan, hoca, dernek, çevreci, sağlıkçı, sendikacı, tüketici, kurum kuruluş boşuna bağırmıyor ses vermiyor. Üstüne üstlük bu husus da yazı yazan yılların köşe yazarlarını bile dikkate almıyor, gırgır geçiyorsunuz.

Israr ve inatla yönetmeliği savunuyor, yanlışta diretiyorsunuz. Sn. Bakan unutmayın ki, o koltuk size baki değil. Bir gün kalkacaksınız. Önemli olan O koltukta iken görevi düzgün yapmak ve millete, devlete faydalı olmak ise lütfen yukarıda adı geçenleri dinleyin. En azından kanaat önderi durumunda olan hocalar, dernek başkanları gibi kardeşlerimizi çağırıp fikir alın. Ne var bunda? Siz bu devletin ve milletin BAKANISINIZ DA, onlar Rusya, ABD, Ab ülkelerinden mi gelip savaş açtılar size? Ortada bir savaş mı var yani? Ayıp denen bir olaydır bu. Hepimiz vatanımız, milletimiz, devletimiz için seve seve canımızı vermeye hazırız. Ne siz bizden milliyetçi ve vatanperver olabilirsiniz ne biz sizden… Bunları sorgulamak yerine, çıkardığınız yönetmeliği sorgulamak, yanlışı bulup düzeltmek ve insan sağlığını öne çıkarmak daha doğru bir iş olacaktır.

Birbirimize kızmayalım. Öfke kusmayalım. Dinleyelim, anlayalım, bölüşelim, tartışalım ve bu millet için doğru olanı, iyi olanı devlet – millet el ele hep birlikte yapalım. Çıkış ve uzlaşı yollarını kapamıyalım.

Ben yaptım oldu diyorsanız, olmadı Sn. Bakan!

Hem de hiç olmadı… İnsanların en kutsal hakkı YAŞAM HAKKIDIR. Bizlerin, toplumun yaşam hakkını elinden alma hak ve hürriyetini kimse size vermiyor. Vermedi, veremez de… Vekil olabilirsiniz, seçilmiş oraya gelmiş olabilirsiniz, ama sizi oraya bu millet seçti ve vekâleti de o millet verdi. Kötüye kullanmak yâda istediğin gibi kullanmak hürriyetini size vermedi. Bunu unutmayın. O vekâleti veren bir gün gelir almayı da bilir. Dünden bu güne son 30 yılda hep birlikte yaşadık gördük. Kimler geldi kimler geçti…

Tekrar ediyorum, birbirimizi kırmayalım, incitmeyelim, üzmeyelim, küsmeyelim, tartışalım, fikirleri bölüşelim, paylaşalım ve doğru olanı el birliği ile yapalım.

Ne demişler?

“Kimler geldi kimler geçti FELEKTEN,

Un elerken Deve geçti ELEKTEN”

Bilmem anlatabildim mi?

En derin saygı ve sevgilerimle.

Bugünlük bu kadar…

 

 

MUSTAFA GÖKTAŞ

İKTİSATÇI

ÇEVRE VE TÜKETİCİ HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ (ÇETKODER)

GENEL BAŞKANI

0. 532. 282 29 91

mustafagoktas006@gmail.com

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : çevre, doğa, yaşam, sağlık, genetik, tarım bakanı